TOPRAKHISAR

ROMANYA’DAKİ KÖYÜME DÖNÜŞ

Aslında bu yazıyı taze taze Romanya’dan dönüş yolunda hatta Köstence’den Bükreş’e otobüsle geri dönerken yazmalıydım. Ama yaklaşık 1 hafta sonra yazabiliyorum. 20 Mart 2010 günü Avrupa Komisyonu Ortak Araştırmalar Merkezi’nin İspanya’nın Sevile kentindeki Gelecek Teknolojileri Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Gelecek Öngörü Eğitimi (Foresight Training) için 22-23 Mart 2010 tarihleri arasında Romanya’nın başkenti Bükreş’te Intercontinental Otel’deki eğitime katılmam gerekiyordu. Daha önce Ocak ayı içersinde Sevile kentinde iki günlük eğitime katılmıştım.

            Bu eğitime Türkiye’den dört kişi değişik kuruluşlardan katılıyorduk. Bende çalıştığım Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden bu eğitime başvurmuş ve katılmaya hak kazanmıştım. Tüm ulaşım giderlerimiz ile gündelik ve konaklama için ayrı bir ücretini Avrupa Komisyonu karşılamakta idi. Romanya’ya gitmek fikri beni çok heyecanlandırmıştı. Katılımcı diğer iki Türk arkadaş ile birlikte iki gün daha erken gitmeye karar verdik. Onlar Bükreş’i gezeceklerdi. Ben de Köstence’ye giderim diye düşündüm.

            Annemler Romanya’dan Köstence’den göç eden bir Kırım Tatarlarından. Babam da Eskişehir Seyitgazi ilçesi Yenikent (Hamidiye-Canköy) köyünden bir Kırım Tatarı. Bende yıllardır özellikle üniversite yıllarımdan beri Kırım Tatarı konularına ve soyağacıma çok meraklıyımdır. Romanya’ya gitme planları için ilk önce uçak biletlerini ayırttım. Sabah saat 4’te uçağım Ankara Esenboğa’dan kalkacak ve İstanbul’da saat 9.30’daki aktarmadan sonra saat 10.30 gibi Bükreş’e inmiş olacaktık.

            Gitmeden önce akrabalardan bilgi toplamam gerekiyordu. En büyük teyzemden ve annemden bilgileri aldım. Köstence’de Toprakhisar köyünden idik. İnternette Toprakhisarı aradım. Şansıma Vikipedi’de bilgi vardı. En azından harita nerede olduğu görebiliyordum. Köstence şehrinin güney batısında idi. Annemin dedesi ve ninesinin adlarını öğrendim. Hatta Eforie North kentinde oturan ninemin kardeşinin çocukları ve torunları vardı. Onların da isimlerini aldım. Fakat adresleri ve telefonları yoktu. Köstence’de bulabilirim diye düşündüm.

            Cumartesi sabahı hiç uyumadım. Öteki iki arkadaş bir araba ile geldiler. Hep beraber havaalanına gittik. Check-in yaptırdıktan sonra biletlerimizi aldık. İstanbul’a indik. İstanbul’da pasaport kontrolünden geçmeden önce Bursa Kırım Derneği’nden Adnan Süyen ile karşılaştım. Aslında onu sadece e-postalardan tanıyordum. Uzaktan Tatar olduğu belli olan Adnan Beye yaklaştım. Ceketinde Tarak Tamga bayraklı rozeti vardı. Onu Kırım’a giden bir Tatar sandım. Fakat bana Adnan Süyen olduğunu söyleyince şaşırdım. O da Kırım’a gidiyordu. Ben de Kalgay dergisinde yazı yazmıştım. O da beni ismimden tanıdı.

İstanbul’da 3 saat beklememiz gerekiyordu. Arkadaşların Wings kartı vardı. Oradaki dinlenme alanında çok güzel vakit geçirdik. Daha sonra Türk Havayollarının uçağına binerek Romanya’ya doğru uçmaya başladık. Uçuş Ankara-İstanbul’dan biraz daha uzun sürdü. Ama 1 saat sonra İstanbul’dan Bükreş’e varmıştık. Uçak giderken Karadeniz üzerinden geçtik. Uçağın haritasından Köstence’yi, Tuna’yı görebiliyordum.

            Bükreş havaalanı bayağı küçük bir havaalanıydı. Esenboğa’nın eski hali. Pasaport kontrolünden sonra arkadaşlardan biri orada yaşayan Türklerden biri ile tanışmıştı. O bey bizi otele kadar götürmeyi teklif etti. Bayağı lüks arabası ve özel şoförü ile otelimize vardık. Kalacağımız otel Ambassador Otel idi. Ben o gün hemen Köstence’ye gitmeye karar vermiştim. Otel resepsiyonundaki çalışandan Köstence’ye gitmem için ne yapmam gerektiğini sordum. O da bana gitmem gereken adresi bir kağıda yazdı ve taksi çağırdı. Bende taksi ile otobüs terminaline gittim. Ama bizim bildiğimiz terminal yoktu. Bizim küçük kasabalardaki minibüs bekleme yeri gibi bir yerdi. Köstence’ye giden otobüs ben gelmeden 5 dakika önce gitmişti. Bende 45 dakika beklemem gerekiyordu. Bari etrafı gezeyim dedim. Otobüs binme yeri tren garına yakındı. Etrafta dolaştım. Fotoğraflar çektim. Kamerama kayıt yaptım.

            Sonra Türkiye’deki otobüslerin aynı olan bir otobüse 50 Ley vererek bindim. Evet Köstence seyahatim başlamıştı. Muavine sordum. 3 saat sürecek dedi. Bende çok yorgundum. Tüm gece uyumamıştım. Yol boyunca küçük sırt çantamı yastık yaparak uyudum. Romanya’nın tehlikeli olduğunu duymuştum. Biraz dikkatliydim. Otobüs Köstence’ye 45 dakika kala mola verdi. Mola yerinden sonra hiç uyumadım. Etrafa baktım.

            Köstence’de yine tren garının yanındaki küçük otobüs terminali son duraktı. Otobüs sağa dönerken bir Türk restaurantı gördüm. Oradakilere yakında kalabileceğim temiz ve hesaplı bir otel olup olmadığını sordum. Yakında iki otel önerdi. İlki iki yıldızlıydı. Zaten onun ilerisindeki başka bir oteli tavsiye etmişti. O otele gittim. Otelde şansıma Türkiye’den gelmiş bir Türk arkadaş yardımcı oldu. Yanında Kırım Tatarı olan Romanya kökenli gençlerde vardı. Onları bulmuşken hemen sorularımı sormaya başladım. Akrabalarımın adlarını sordum. Sanki hemen tanıyacaklar gibi gelmişti. Ama tanımadılar. Sonra Romanya Türk Tatar Birliği’nin yerini sordum. Bir kağıda adresini yazdılar. Aslında oraya geliş nedenimi söylemiştim. Onlardan sanki hadi gel beraber gidelim demelerini bekledim. Ama fazla ilgilenmediler. Öteki Türk arkadaş daha çok ilgilendi. Köstence’deki caminin adresini de aldım. Sonra Köstence’yi gezmeye karar verdim. Toprakhisar köyüne yarın gidebilirdim. Yorgun olmama rağmen Köstence’yi gezmeye başladım.

            Geldiğim yoldan geri dönerek Tren Garının önüne geldim. Oradan şehir merkezine gidecek belediye otobüslerine binebilirdim. Bir tane gidiş dönüş bileti aldım. Türkiye’den farklı olarak diğer tüm Avrupa kentlerinde olduğu gibi otobüslere her kapıdan binebiliyorsunuz. Sonra biletinizi oradaki makineye okutuyorsunuz. Bende Centrum yazan bir otobüse atladım. Otobüs dümdüz bir yoldan gitti. Hemen solumda Türk bayrağını ve Türk Konsolosluğunu gördüm. Acaba inip onlardan yardım mı isteseydim. Ama günlerden Cumartesi idi ve kimsenin olmaması büyük bir ihtimaldi.

            Otobüs dümdüz gittikten sonra sola dönüş yaptı. Bir süre ilerledikten sonra inmeye karar verdim. Şehrin merkezine gelmiştim. Oradakilere caminin adresinin yazıldığı kağıdı gösterdim. Geldiğim yoldan geri dönmem gerekiyordu. Fotograflar çekerek ve gezerek yolda yürümeye başladım. İleride yol tekrar geldiğim yöne sağa dönüyordu. Düz gidince küçük bir sokak vardı. Orada güvenlik görevlisi olan orta yaşlı bir bayana sordum. O da düz gitmemi işaret etti. Küçük bir sokaktan ilerleyerek bir meydana vardım. Meydana gelince karşıda bir minare görünce sevindim. Camiyi bulmuştum. Cemaat olmasa bile bir hoca mutlaka vardır diye düşündüm. Meydanın sağ tarafında Köstence Tarih Müzesi vardı. Müzenin arkasından Köstence Limanı görülebiliyordu. Camiye yaklaştım. Cami bir kiliseden cami yapıldığı belliydi.

            Caminin kapası zincirle ve asma kilitle kapanmıştı. Belki yan tarafta bir girişi vardır diye yan caddeye yürüdüm fakat tek girişi vardı ve o da kapalıydı. Hayal kırıklığına uğramıştım. Camiden çıktıktan sonra deniz kıyısına doğru yürümeye başladım. Deniz müzesinin karşısında bir burun vardı. Orada arabalarını park etmiş ve yürüyüş yapan Romenler vardı. Bende sahil yürüme alanında yürüdüm ve fotoğraflar çektim. Bir yarım daire çizdikten sonra küçük bir parktan merdivenlerden yürüyerek çıktım. Tekrar camiye çıkan bir sokağa çıkmıştım. O sokağın üzerinde Rus Ortodoks kilisesi görüp oradan içeri girdim. İçeride secdede olan kadınları görünce şaşırdım. Başka ülkelerde de mutlaka böyle tarihi ve turistik yerlere gitmiş birkaç kez dini ayinleri seyretmiştim. Kilisede ayini 10-15 dakika kadar izledikten sonra geri dönerken tekrar camiye uğradım. Fakat cami kapalı idi. Daha sonra geldiğim yoldan geri dönmeye başladım. Yolda Romanya Tatar Türk Birliği’nin olduğu adresi bir müzenin içine girerek gösterdim. Oradaki görevliler uzak deyince akşam geç olduğu için otelime geri dönmeye karar verdim. Oteldeki odama girer girmez hemen uyudum. Cep telefonu saatimi sabah 7’ye kurdum. Sabah erkenden uyanıp Toprakhisar köyüne gidecektim.

            Sabah erkenden uyanıp otelden çıkışımı yaptım. Köye gideceğim minibüs durakları yakın olduğu için hemen oraya doğru yöneldim. Küçük otobüs terminalinde Toprakhisar yazan minibüsleri aradım. Romanya Toprakhisar aynen Topraisar yazılıyordu. Bana tren garının ilerisinde bir caddeyi işaret ettiler. Yolumun üzerinde hamur işi yapan bir yer vardı. Orada Türkçe konuşan bayan sayesinde hamur işleri aldım. Onları çantama koydum. Acele etmem gerekiyordu. Saat 8’e geliyordu. Büyük ihtimal saat başı minibüsler kalkıyordu. Yolun sağ tarafında minibüsler sıralanmıştı. Köstence’ye yakın tüm kasaba ve köylere giden minibüsler irili ufaklı sıralanmışti. Beni Toprakhisar’a götürecek minibüs en başta idi. Minibüse en son ben binmiştim. Çünkü oturacak bir yer yoktu. Ben de ayakta gitmek zorunda idim. 5 Ley şöföre verdim. Yol yarım saat sürdü. Ayakta gitmek hem zordu hem tedirgin olmuştum. Ayakta iken inip binenler beni çarpabilirlerdi. Şöföre Toprakhisar’da ineceğimi işaret diliyle anlattım. Toprakhisar’a yardım saat sonra ulaştım.  Benimle beraber biri daha indi. İnen kişi yolun karşısına geçip bir kiliseye girdi. Zaten kıyafeti dini görevliyi andırıyordu. Annem bana köyde cami olduğunu hatta o camiyi benim dedemlerin yaptırdığını söylemişti.

            Minibüsten inince her tarafta Kırım Tatarı göreceğimi zannetmiştim. Ama köyün ortasından giden caddede yürümeye başladım. Köyün ortasına gelince Romanya’daki siyasi partilerin ofislerinin olduğu tabeleların olduğu binaları gördüm. Topraisar yazıyordu. Tamam doğru yere gelmiştim. Peki Tatarlar nerede idi.

            Köyde köy bakkalı ve marketler vardı. Bir markete gidip sordum. Şansıma Romence camiye Gmaiye diyorlardı. Yazılışı G ile idi ama okunuşu aynıydı. Bakkaldaki bayan eşini çağırdı. O da bana eliyle üç işareti yaparak sola dönmemi işaret etti. Demek cami vardı. Ben de üç sokak sonra sola döndüm. Karşımda camiyi göreceğimi sandım. Fakat görünürde bir cami yoktu. Ben doğru olduğunu düşünerek yürümeye devam ettim. Biraz yürüdükten sonra sağ tarafımda bir minare gördüm. Evet camiyi bulmuştum .Biraz ilerleyince caminin hemen yanında bir kilise gördüm. Çok ilginçti. İkisinin bahçesi komşu idi. Ben Pazar günü gelmiştim. Kilisenin önünde arabalar park etmişti. Ve yeni arabalarına binmiş Romenler iniyor ve arabalarını park ediyorlardı. Bende oraya yöneldim. Kilisenin etrafını dolaştıktan sonra camiye doğru yöneldim. Caminin kapısında kilit yoktu ama kalın bir telle kapatmışlardı. Teli kapatma şeklide değişikti. Ama açılması aslında kolaydı. Kapıdan yukarı çıkarınca kapıyı açmak mümkün oluyordu.

            Kapıdan içeri girer girmez caminin etrafını dolaşmaya başladım. Cami tek katlı küçük bir bina idi. Cami belki 300-400 m2 arasında idi. Caminin yanında küçük bir ev vardı. Herhalde cami hocasının ikametgahı idi. Caminin yanında beyaz bir minare vardı. Minarenin üzerinde Türkçe ve Romence bir ifade vardı. Eski Bükreş büyükelçisinin hanımı eşinin anısına 2007 yılında bu minareyi yaptırmıştı. Bu minare olmasa ben o camiyi hiç bulamazdım. Camide kimse yoktu. Aklıma burada Tatar kalmamış herhalde bir hoca bile yok diye geçirdim. Camiden çıkmış geri dönüş yoluna koyulmuştum. Caminin yanındaki sokakta bir bakkal vardı. O bakkala sordum. Camiyi işaret ederek Tatar Tatar dedim. Bakkal sahibi de Romen idi. Fakat hemen çaprazda bir evi işaret etti. Caminin bahçesine komşu bir evdi. Hacı, Hacı dedi. Onun karşısındaki evi de işaret etti. İlk önce o eve yöneldim. Salam Aleykum dedim. Onlarda Aleykum Salam dediler. Bu cevaba rağmen her zaman sorulan soruyu sordum: “Tatar mısınız?” Evet Tatarız dediler. Onlara camiye bakmak istediğimi söyledim. Hemen işlerini bırakıp Hacı amcanın evine yöneldiler. Onlarda kapıyı açtılar. Dışarı çıktılar. Sonra adının İsmet olduğunu öğrendiğim Hacı amca bana anahtarı bulabileceğini söyledi. Ben Tatarca bilmiyordum. Allahtan onun Turkçesi iyiydi. Bana sorular sormaya başladı. Ben de Tatar olduğumu anne tarafından bu köyden Türkiye’ye göç ettiğimizi söyledim. Köyüme geldim dedim. O da heyecanlanmıştı. Çok misafirperver idi. Ben arka arkaya sorular sormaya başladım. Dedemin ve ninemin adlarını sıraladım. O hatırlayamadı. Ama bilen birisi var. 96 yaşında olan Kadriye Karti var. Sen otur biz onu getirelim dediler. Ben Kadriye Kartiyi beklerken kendimden Türkiye’den bahsettik. İsmet Haci Akay diyeyim. Türkiye’ye gitmişti. Gebze’de akrabaları varmış. Onlarda gelmişler oraya. Kadriye Karti gelmeyince olmazsa araba ile getirelim dediler. Aslında evi 150 m. ötede yakında idi. Fakat yaşlılıktan gelmesi zor oluyordu. Araba ile onu getirdiler.

            Ben hemen elini öptüm. Hem Türkçe konuştuğum hem Kadriye Karti ağır işittiği için İsmet Hacı Ağa bana tercümanlık etti. Ben isimleri sıraladıkça 96 yaşındaki Kadriye Karti anlatmaya başladı. Bende kameramı açtım. Her söylediğini CD’ye kayıt ettim. Ben ilk önce sorularımı sanki ona onaylatıyormuş gibi sorduğumu hissettim. Sanki beni anlamıyor. Her şeye evet diyormuş gibi gelmişti. Ama annemle ilgili olarak 4 tane çocuğu olduğunu ve yaşadıkları illeri söyleyince çok şaşırdım. Anneannem 1970’lerde Romanya’ya gelip köylerini ziyaret ettiklerinde bunu anlatmışlar. Annemler 5 kardeş idiler. Ama en küçük kardeşleri dedemlerle İstanbul’da yaşıyordu. Kadriye Karti 4 kardeşin yaşadığı yeri sayınca inandım. Evet söylediği her şey doğru idi. İzmit, Konya, İstanbul ve yurt dışı deyince hepsini doğru söylemişti. O yıllarda Konya’da biz yaşıyorduk. Zaten ben Konya doğumluydum. Romanya doğumlu olan en büyük teyzem İstanbul’da, rahmetli dayım İzmit’te, öteki teyzem yurt dışında yaşıyordu. 96 yaşındaki Karti’nin bunları hatırlaması inanılmazdı. Akraba olduğumuzu da söyledi. Anneannem ile aynı yıl doğmuşlardı. 1917. Dedem ise Toprakhisarlı değildi. Bulgaristan’ın Aydınbey köyünden bu köye muallim (öğretmen) olarak gelmiş ve anneannem ile evlenmişti. Dedemin Aydınbeye nereden geldiği ise meçhuldü. Kimine göre İstanbul’dan Kasımpaşa’dan gelmişlerdi. Dedemin  babası Yusuf İstanbul’da bir medresede okumuştu. İstanbul’da çıkan bir yangında ailesi kaybetmiş ve bir kardeşi kurtulmuştu. O da Aydınbey’e gelmişti. Kadriye Kartiye biz Kırım’dan nereden geldik diye sordum. Ama o da bilmiyordu. Köyden kimse bilmiyordu.

            Anneannemin ismi Huriye idi. Onun 4 yada 5 kardeşi vardı. Bedriye, Kadriye, Abdulhalim ve Abdul… Huriye ikinci sırada idi. Kardeşlerinin çocukları ve torunlarının isimleri vardı. Muhterem Nebi, Güler Nebi, Dinçer Nebi, Tuncer Nebi. Onların telefonu ve adresleri sordum. Bendeki bilgi Eforie North kentinde yaşadıkları idi. Onlarda teyit ettiler ama adres yada telefonu veremediler.

            İsmet Hacı Ağa öğleden sonra saat 1’de camide bir yıl önce ölen birisi için dua okunacağını oradan bilgi edineceğimizi söyledi. Benim Bükreş’e dönmem gerekiyordu. Yarın eğitimde olmam gerekiyordu. Seni yarın sabah Bükreş’e götürürüz merak etme dediler. Çok yardımseverdi İsmet Aga.

            Kadriye Karti ile konuştuktan sonra köydeki ikinci en yaşlı olan Abdurrahman Aga’ya gidelim dedi İsmet Hacı Ağa. Biz de benim geldiğim yoldan ana yola yürümeye başladık. Ana yola geldikten sonra karşı geçip Abdurrahman Ağa’nın evine gittik. Evin kapısını açtık. Kimse yok dedi İsmet Ağa. Ama yan odadan Abdurrahman Ağa çıktı. Elini öptüm. Sandalyelere oturduktan sonra soruları sordum. Bir yandan da kameraya çekiyordum. Ama kameradaki CD dolmuştu. Ben de fotoğraf makinesindeki kamera kısmına çekmeye başladım.

            O da Kadriye Kartiye benzer şeyler anlattı. Sonra kimliğini çıkardı. Ben izin isteyip baktım. 1923 doğumlu idi. Anneannemden gençti ama onunla birlikte oynadıklarını anlattı. Onunla da akraba idik. Köyde üç cami olduğunu ve bir tane caminin benim dedelerim tarafından yapıldığını anlattı.

            Abdurrahman Ağa’ya teşekkür ederek evinden ayrıldık ve İsmet Ağa’nın evine geri döndük. Ben de kalmaya karar verdim. O sırada eve duaya katılacaklar gelmeye başlamıştı. Bende onlarla otururken gitmeye karar verdim. Çünkü işimi şansa bırakmamalıydım. İsmet Ağaya teşekkür edip veda ettim. Öğlen 12’de oradan ayrıldım. Ana yola çıkıp minibüs beklemeye başladım. Tam yarım saat bekledim. İ2.30’da minibüs geldi. Saat 1’de Köstence’ye vardım. Bükreş otobüsü 1.15’te kalkacaktı. Ben de bir bilet alarak geri dönüş yoluna çıktım. Aslında Toprakhisar köyünde duayı bekleyip herkesle tanışabilirdim. Keşke Romence yada Tatarca bilip rahat anlaşabilseydim. Hatta Eforie North’a gidip akrabalarımı bulsaydım. Ama geri dönmem de gerekiyordu. Yanımda yardım eden birisi olsaydı bunları yapmak kolay olacaktı. Ben fazla riske atmayım dedim. Hem biraz da Bükreş’i görmek istiyordum. Bükreş’te yine Garın yakınında son durakta indik. Oradan otele yürüyerek dönerek hem etrafı görmeye karar verdim. Otele vardıktan sonra oteldeki odama yerleştim. Çantamı koyar koymaz hemen dışarı çıkıp Bükreş’i gezdim.

            Ertesi gün ve ondan sonraki gün yani iki gün eğitim aldım. Eğitim sırasında dışarı çıkıp gezme fırsatım olmadı. Sadece son gün erken kalkıp eğitimin yapılacak otele gidip çantamı bırakıp oradan çıkıp Romanya Parlamentosu binasını görmeye gittim. Pentagon’dan sonra dünyanın ikinci büyük binası idi. Eğitimin bittiği gün biz de diğer iki arkadaş ile geri dönecektik. Onlardan birine Köstence’den geldikten sonra Kadriye Karti’nin kameradan söyledikleri izlettim. O da etkilenmişti. 96 yaşında nasıl hatırlıyor Maşallah dedi.

            Eğitim sonrası havaalanına erkenden gittik. Eğitim bitmeden ayrılalım dedik. Eğitimdekiler ile vedalaştık ve taksi ile Bükreş havaalanına ulaştık. Gece saat 11’de Ankara’ya indim. O akşam eşime Romanya’daki maceramı anlattım. Ertesi gün anneme de anlattım.

            Çektiğim görüntüleri internette paylaşmaya karar verdim. Kameradaki DVD’yi kapatmak gerekiyordu. Ben de ilk kez bunu yaptım. Daha önce hiç bunu yapmamıştım. DVD’yi kapatma işleminden sonra görüntüleri izleyim dedim. Ama kamerada hiçbir görüntü yoktu. Hemen çıkarıp evdeki DVD oynatıcısına taktım. Orada da bir şey yoktu. Sonra laptoptaki DVD oynatıcısına taktım. Onda da bir şey yok. Çok üzülmüştüm. Sonra bizim üniversitede Basın Yayın’da çalışan Tatar bir arkadaşı aradım. O getirin bir çözüm buluruz dedi. Şimdi DVD’nin kurtarılmasını bekliyorum. Umarım Kadriye Karti’yi herkesle paylaşma imkanım olacak.

            Bu yazımı okuyanlardan bilgi sahibi olanlar ve paylaşımda bulunmak isteyenler benimle irtibata geçebilir. Bu bilinmeyen denklemde bazı bilinmeyenleri aydınlatacak herkesin yardımını bekliyorum. Küçük bir not: Kırım Tatarları konusunda çalışan Timur Berk’in de Aydınbeyli olduğunu İnternette arama yaparken buldum. Kesin onda bilgiler vardır. Umarım daha fazla bilgiye ulaşabilirim.

            Savlikman kalınız.

                                                                                              Sezai Özçelik

                                                                                              09 Nisan 2010 Ankara